Son dönemde Suriye’nin Humus kentinde mezhep çatışmalarının yoğunlaşması, bölgedeki farklı dini toplulukların durumunu yeniden gündeme getirdi. Aynı zamanda, Akdeniz kıyısındaki Lazkiye bölgesinde düzenlenen gösteriler, bu toplumların endişelerini ve taleplerini gözler önüne serdi. Protestolara katılanlar, özellikle güvenlik politikaları ve ayrımcılık konularındaki kaygılarını dile getirirken, bölgede yaşanan şiddet olaylarının etkisi uzun süredir hissediliyor.
Bu durum, Suriye’deki Arap Alevilerin ve özellikle Nusayrilerin tarih boyunca farklı baskılar ve çatışmalarla şekillendiğine işaret ediyor. 9. yüzyıla dayanan köklere sahip oldukları söylenen bu topluluklar, özellikle Akdeniz bölgesinde yoğunlaşmış durumda. Uzmanlar, Nusayriliğin tarihsel oluşumunu Muhammed bin Nusayr’ın inanç sistemiyle ilişkilendirirken, onların İslam’da on ikinci imam olarak kabul edilenlerle ilgisinin bulunduğunu belirtiyorlar. Ancak, şu da net: Nusayriler ve diğer Alevi topluluklar, Ortodoks İslam anlayışından oldukça farklı bir inanç ve pratik yapısı ile ayrışıyorlar.
Dinî ve Kültürel Özellikler
Nusayriler, yaklaşık %10 ila %13 civarında bir kesimi temsil ediyor ve coğrafi olarak Lazkiye ve Tartus gibi kıyı kentlerinde çoğunlukta bulunuyorlar. Bu toplulukların kökleri 10. ve 11. yüzyıllara uzanırken, inanç yapıları ve uygulamaları Kızılbaş ve diğer Alevi gruplarından farklılıklar gösteriyor. Bu farklılıklar, özellikle dini ritüeller ve toplu ibadetler konusunda belirgin olurken, Nusayrilerin kendine özgü inanç pratikleri, onları hem coğrafi hem de teolojik açıdan ayrıştırıyor.
İslam Yayını ve İnanç Cografyası
İslam dininin farklı yorumlarını ve kollarını anlamada tarih boyunca çeşitli yorumlara rastlamak mümkün. Doç. Dr. Rıza Yıldırım, Nusayriliğin XIX. yüzyılın sonunda kurulduğunu ve Şii dünyasında derin bölünmelerle şekillendiğini belirtiyor. Özellikle Muhammed bin Nusayr’ın bu inanç sistemini inşa ettiğini vurgulayan Yıldırım, bu grupların çoğunun, Muhammed Peygamber’in damadı ve ilk halifelerden olan İmam Ali’ye referansla farklı yorumlar geliştirdiğine dikkat çekiyor. Şii içindeki bu bölünmüşlükler, diğer gruplardan uzaklaşmalarına ve kendi özgün inanç sistemlerini oluşturmalarına yol açtı.
Şiilik ve Nusayrilik İlişkisi
Ayrıca, Aleviliğin Şiilikle olan bağlantısı konusunda yapılan değerlendirmeler de dikkat çekici. Uzmanlar, Alevi topluluklarının genel anlamda Şii mezhebi ile yakın akraba olduklarını ancak özellikle İran’daki on iki imam inanç sisteminden oldukça uzak olduklarını söylüyorlar. Yani, Kızılbaş Aleviliği ile İran resmi Şiiliği arasında önemli bir uçurum bulunuyor. Bu farklılıklar, inanç pratikleri ve toplumsal tutumlar açısından da kendini gösteriyor. Dolayısıyla, günümüzde Alevi gruplar, kendilerini Hem tarihsel kökleri hem de dinî pratikleri açısından oldukça farklı konumlarda görüyorlar.
Türk-İslâm Coğrafyasındaki Durumları ve Tarihsel Gelişimleri
Nusayri toplumu, 16. yüzyılda Osmanlı egemenliğine girdi. Osmanlı sonrası dönemde, özellikle Fransa’nın manda yönetimi sırasında, bölgede Alevi ve Nusayri topluluklar için özel idari yapılar oluşturuldu. 1920’lerde ise bu topluluklar, Suriye devletinin çeşitli yönetim birimleri içerisinde yer aldı. 1936’dan itibaren Lazkiye bölgesine çeşitli statüler verilerek, bölgedeki nüfuzları pekiştirildi. Modern Suriye devletinin bağımsızlık sürecinde, Alevi ve Nusayri topluluklar da önemli rol oynadı ve tarih boyunca siyasi ve sosyal hareketlerde kendilerine yer buldu.
Esad ve Alevi Toplumunun Güncel Konumu
1970’lerde gerçekleşen askeri darbeyle güç kazanan Hafız Esad ve daha sonra oğlu Beşar Esad liderliğinde, Suriye’de Alevi toplumu önemli bir konuma ulaştı. Esad ailesinin siyasi iktidarında, Alevi kökenli üst düzey askeri ve devlet yöneticilerinin varlığı, toplumun devlet içindeki yerini pekiştirdi. Ancak, bu yapı beraberinde çeşitli tartışmaları ve eleştirileri de getirdi. Birçok gözlemci, Suriye’de yaşayan Alevilerin, devletin kurulduğu ilk yıllardan itibaren kendilerini güvende hissettiklerini ve Sünnilerden farklı olmayan çeşitli haklara sahip olduklarını söylüyor. Ayrıca, ekonomik yaşamda da Sünniler önemli bir yer tutarken, Alevi ve Nusayri kesiminin çeşitli pozisyonlarda bulunduğu dikkat çekiyor.
Gelecek Perspektifleri ve Güncel Gelişmeler
Suriye’deki iç savaş ve mezhep çatışmaları, özellikle Alevi ve Nusayri topluluklarının geleceği konusunda endişeleri artırdı. Uluslararası toplumun ve bölgesel güçlerin müdahaleleriyle artan şiddet olayları, bu toplumların yaşamakta olduğu belirsizlikleri de beraberinde getiriyor. Analistler, özellikle Suriye’de esas tehditlerin dini veya siyasi amaçlı gruplardan geldiğini söylüyor. Bazı güvenlik uzmanlarına göre, gelecek dönemde Alevilere ve Nusayrilere yönelik ayrımclığın artması ve göç oranlarının yükselmesi muhtemel görünüyor. Şam hükümeti ise tüm vatandaşları koruma taahhüdünde bulunuyor, ancak yerel ve uluslararası gelişmeler, bu sözlerin ne denli gerçekçi olduğunu sorgulatıyor.
Türkiye’deki Nusayri ve Alevi Bağları
Türkiye sınırları içindeki Arap kökenli Alevi toplulukları ile Suriye Nusayrileri arasında güçlü kültürel ve tarihsel bağlar bulunuyor. Hatay, İskenderun, Adana ve Mersin gibi bölgelerde yaşayan bu nüfus, hem dil hem de dini pratikler açısından farklılıklar taşısa da, ortak kökenleri ve inançlarıyla birbirleriyle yakından ilişkili durumda. Uzmanlar, Anadolu Alevilerinin Türk, Kürt ve Zaza kökenli olduğunu ve bunların Kızılbaş olarak adlandırıldığını belirtiyor. Ayrıca, Nusayriler ile Kızılbaş Aleviler arasında teolojik ve ritüelsel farklılıkların merkezde olduğu, birlik ve beraberlik duygusunun ise oldukça güçlü olduğu vurgulanıyor.
Seher Şengünlü Yılmaz, Aleviler arasındaki bu farklılıkların büyük ölçüde biçim ve kültürel uygulama farklarından kaynaklandığını dile getiriyor. Günümüzde, özellikle modernleşme ve kentleşmenin etkisiyle, bu gruplar arasındaki yakınlaşmanın arttığını ve ortak kimliklerini daha güçlü şekilde hissettiklerini ifade ediyorlar. Ayrıca, Kızılbaş ve Nusayri kavramlarının günümüzde farklı topluluklar ve dil gruplarını tanımlamak için kullanıldığı görülüyor. Bu bağlamda, tarihsel süreçte oluşmuş dayanışma ve ortaklık hissinin, taraflar arasındaki duygudaşlığı ve güçlü kültürel bağları pekiştirdiği görülüyor.
