Başta teknolojik bağımsızlık olmak üzere, savunma sanayinin ulusal kalkınmadaki kritik önemi her geçen gün daha da belirgin hale geliyor. Osman Okyay, savunma sektörünün dünyanın en önemli stratejik alanlarından biri olduğunu vurgulayarak, bu alanın gelişmesinin birkaç temel nedeni bulunduğunu ifade etti. Bu nedenler arasında teknolojinin ilk kaynağı olmasının yanı sıra, milli bağımsızlığın sağlanmasında hayati bir rol oynadığı da yer alıyor.
Okyay, savunma sanayinin hayatın her alanına entegre teknolojilerin temel kaynağı olduğunu belirtiyor. Günlük yaşamdan tıp cihazlarına kadar pek çok alanda kullanılan ileri teknolojilerin temelinde savunma sanayinin yattığını ifade etti. Ayrıca, milli bağımsızlık açısından bu sektörün vazgeçilmez olduğunu hatırlatan uzman, bir ülkenin askeri gücünün en önemli göstergesinin savunma sanayi olduğunu ve ihracat kapasitesinin uluslararası ilişkileri şekillendirdiğine dikkat çekti.
Ekonomik açıdan ise savunma sanayine yapılan yatırımın maliyet avantajı sağladığını belirten Okyay, dışarıdan alınan teknolojilerin maliyetlerini ve sınırlı erişim risklerini azaltmak için bu alanda yerli üretimin önemine işaret etti. Ona göre, dışa bağımlı olmak, teknolojik gelişmişlik ve askeri üstünlük açısından büyük bir handikaptır.
Ülkelerin Bağımlılığı ve Kritik Tedarik Zinciri Zafiyetleri
Uluslararası güç dengelerinde, süper güçlerin bile kendi kendine yeterli olamaması, savunma sanayinde karşılıklı bağımlılığı ortaya koyuyor. ABD, Çin ve Rusya gibi ülkeler, kritik kaynak ve malzeme temininde birbirlerine bağımlı konumda. Örneğin, ABD, nadir toprak elementleri ve gelişmiş uçak motorları konusunda Çin ve Rusya’ya bağlılık gösteriyor. Ayrıca, Rusya ve İran arasında yaşanan tedarik zafiyetleri de, bu sektörün kırılganlığını ortaya koyuyor. Bu durum, uygulanan ambargolar sonrası ortaya çıkan güvenlik açıklarını da gözler önüne seriyor.
İşte bu nedenle, Avrupa Birliği’nin güvenliğini ABD ile sürdürüyor olması ve uzun süreli tedarik zinciri bağımlılığı, günümüzün en büyük risklerindendir. Avrupa’nın, kendi bağımsız savunma kapasitesini geliştirmeye başlaması ise bu sürecin dönüşümünü gösteriyor. Ancak, kısa vadede bu geçişin zaman alacağı ve uzun yıllar dışa bağımlılığın devam edeceği öngörülüyor.
Türkiye’nin Savunmasında Kaydedilen İlerlemeler ve Stratejik Yolculuk
Türkiye, savunma sanayinde önemli dönüşümler ve atılımlar gerçekleştirdi. Bu sürecin temel taşları, 1974 Kıbrıs Harekatı ve sonrasındaki ambargo döneminde kurulan altyapı ve kuruluşlar oldu. Ancak, esas ivme, merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal döneminde Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın kurulmasıyla hız kazandı. Bu adımların ardından, Kale Grubu’nun yerli üretimlere giriş yapması, milli savunma teknolojilerinin gelişiminde önemli bir dönüm noktası oldu.
İkinci çeyrek yüzyılda ise, liderlik vizyonu ve stratejik planlamalar sayesinde, milli ürünler ve teknolojik kabiliyetler belirgin biçimde ilerledi. Bu gelişmelerin sonucunda, gurur verici seviyede yerli ve milli çözümler üretmeye başladık.
Yapay Zeka ve Dijital Dönüşümün Savunmadaki Yeri
Günümüzde, yapay zeka ve dijital teknolojiler ile savunma sanayindeki dönüştürme süreçleri hız kazanmıştır. Amerika Birleşik Devletleri, günlük yaklaşık 6 milyar doları yapay zeka projelerine ayırıyor ve 2026’ya kadar bu rakamı 5 trilyon dolar seviyesine çıkarmayı planlıyor. Bu yoğun yatırım, yalnızca teknolojik gelişmeler değil, aynı zamanda enerji ve veri ihtiyacını da arttırıyor.
Sistemlerin insansı özellikler kazanması ve insansız savaş araçlarının gelişimi, savaş sahasında yeni yaklaşımların ortaya çıkmasına neden oluyor. Yapay zeka uygulamaları, operasyonların daha hızlı ve doğru gerçekleşmesini sağladığı gibi, savaşın etik ve felsefi boyutlarında da tartışmaları beraberinde getiriyor. Dünyanın pek çok ülkesinde, yapay zekanın güvenlik ve savunma alanında etkili kullanımı için çalışmalar devam ediyor ve bu alanda yaşanan gelişmeler, gelecek savaşların şekillenmesinde belirleyici oluyor.
Son olarak, Kızılelma insansız savaş uçağı gibi projeler, ülkedeki teknolojik yeterliliğin ve üretim kapasitesinin göstergesi olarak öne çıkıyor. Bu cihazlar sayesinde, hem insansız insansız hava muharebeleri yapabilme kapasitesi hem de robotların savaş alanındaki uyumu gözler önüne seriliyor. Bu teknolojik başarılar, aynı zamanda, geleceğin savaş anlayışında insan faktörünün azalacağını ve robotlar ile yapay zekanın daha etkin rol alacağını gösteriyor.
